Ana Sayfa
 
ERKAN KARAGÖZ'ÜN KİTAPLARI



Karavana

KAR?AVANA! Erkan KARAGÖZ Berfin Bahar?ın Eylül sayısında Orhan Pamuk?un ?Kar? romanı üzerine bir yazı yayınlandı. Yazar arkadaş yazının sonunda Karslılara bir çağrı yapıyor: ? .? diyerek . Eh artık bu çağrıya icabet etmenin zamanıdır, diye düşünüyorum. Aslında okuyacağınız bu yazı söz konusu romanın yayınlanmasının hemen sonrasında kaleme alınmıştı. Ne ki o sıralarda aynı yöreyi anlatan romanım ?Rus Kızı Vasilisa?nın da yayınlanması nedeniyle bu yazının yayınlanmasının vakitsiz olduğunu ve yanlış anlaşılacağımı düşünerek yayınlamadım.İlk kez geçtiğimiz aylarda yerel Çağdaş Kars gazetemizde yayınlandı. Bu roman üzerine bu güne değin bir dolu şey söylendi. O nedenle mümkün olduğunca söylenmeyen,ele alınmayan konulara değinmek istiyorum. ? KAR?AVANA! Roman Sanatı,Yazar Ve Okur İlişkisi Elbette ki bir yazarın özgünlüğü onun tarzındadır. Kendine özgü bir söylemi onu diğerlerinden ayrı kılan en önemli özelliğidir . Yine elbette ki okur dilediği , tarzını benimsediği yazarın yapıtını öncelikle alıp okumak ister . Ama eğer estetik beğenilerinizi ,beklentilerinizi karşılayacak bir yapıtı bulamıyorsanız o yazarın ürünü alıp almamada daha seçici davranacaksınızdır. Yine de bir okur dünyanın parasını verip aldığı bir yapıtta estetik bir beğeninin oluştuğu bir düzey bulmak ister. Bu onun en doğal hakkıdır. Edebiyat yapıtını edebiyat yapıtı olarak değil de,daha çok meta saikiyle, reklamı yapılan, ?pahalı ürün iyidir? koşullandırmasıyla alan ise genellikle aldığına pişman olmaktadır. Çünkü edebiyat ürünlerinde, en azından bizde, estetik bir beğeni düzeyi , bir kalite ,yapıtları kalite ölçümüne vuracak bir terazi yoktur . Yani bir beyaz eşya aldığınızda reklamı en çok yapılan en pahalı ürünün bir takım özelliklerini görebilmeniz,en azından almadan önce kontrol edebilmeniz mümkündür . Bu edebiyat yapıtında yoktur . Hele şimdilerde kitabı elinize alıp karıştırma olanağı vermeyen şeffaf ; sadece kapaklarını ve kalınlığını görebileceğiniz plastik muhafazalarla iyice sarılıp sarmalanmış ürünlerde bu hiç yoktur . Ya alacaksınız ya alacaksınız! İçinde ne olduğu , hangi estetik kaygıları taşıyarak yaratıldığı , edebiyat sanatı açısından ne gibi niteliklerinin olduğunu gösterir hiç bir malzemeniz yoktur. Elbette ki bu ancak o kitabı okuyan edebiyat eleştirmenlerinin ,mahallenin çocuklarına bağırıp duran ,her hareketine bir kusur bulan ,yaşamında hiç evlenmemiş çocuksuz yaşlı kızlar gibi değil de ,gerçekten nesnel edebiyat değerleri içerisinde eleştiriler getirerek yapacakları gözlemlerle mümkündür . Bir çok ülkede olduğu gibi, Türkiye?de de bu ya hiç olmaz , ya da iş işten geçtikten sonra olur . Piyasaya sürülen ticari ?edebiyat Ürününün? selülozik eşya derekesinde algılanmaya başlandığı, sırf tüketmek için tüketen bir toplumda ;genellikle ürünün şaşaalı tanıtımlarla görsel ve yazılı medyanın bütün teknikleri kullanılarak televizyonlardan,gazete ve dergilerde yayınlanan reklamlardan ,bilboardlardan yararlanarak yapılan satın aldırma telkinleri sonucu aldırıldığı gerçeği ,satın alanların edebiyat tüketicisi mi , ?selülozik eşya? tüketicisi mi olduğu sorusunu da anlamsız hale getiriyor . Bir an için edebiyat ürününü,beyaz ya da kahverengi eşya satın almamıza neden olan dürtülerle aldığımızı ve bunun da doğru bir şey olduğunu kabul edelim. Arızalı çıkan ,tanıtımındaki nitelikleri taşımayan ürünü iade etme şansınızın olmasına karşın, edebiyat ürününü iade edememeniz karşılığında beyaz eşyadaki ticari ilişkinin daha adil olduğunu söyleyebiliriz. Kar: Sanal ?siyasal? bir roman Kar romanının yazarının elindeki öykü özetle şöyle : Tanrısına inandığı için baskı altına alınmak istenen ve de bu baskıyı protesto için yaşamına son veren ve gerektiğinde halisane duygularla çok tahrik edildiği için bu baskıyı uygulayanlara karşı şiddet uygulayan ?siyasal İslamcı?larla,bunlara karşı şiddete , darbeye başvuran Kemalist,eski Komünistler arasındaki hesaplaşma. Bu gerçekten hassas konuyu Türkiye genelinde uyguladığında belki de başının belaya gireceğini düşünen yazar bu öyküyü herkesi kapsamayan, yalıtık bir ortamda vermeyi yeğlemektedir . Gerçekten de romanın konusu, bütün Türkiye için uyguladığında işin içerisine orduyu da katmak gerekecektir. O nedenlerle dış dünyayla,merkezi hükümetle ve ordu kademeleriyle bağlantıları kesilmiş bir ortamda bir kısım ordu mensubu, ve Kemalist tiyatro kumpanyası ve eski Komünistlerden oluşan bir darbeciler güruhu yaratılmış ve darbe onlara yaptırılmıştır . Karlar eriyince de darbe bitivermiştir ! Ayrıntılarına inerek ele alalım : Her şeyden önce karmaşık anlatım tekniği kitabı zor okunur hale getiren uzun anlatımlar ve ?...köpek hav hav hav dedi.?, ?Ruslar zamanından beri içinde bir takım köpeklerin havladığı avluların...?gibi ilginç edebi (!) cümlelerle oluşturulan bu yapıtta özellikle ilk başlarda ve hatta ortalara doğru bir röportaj mı yazsam,yoksa bunu düz yazıya mı çevirsem duraksaması seziliyor. Bütün bunlar bir yana roman siyasal bir roman olma iddiasını taşıyor . Yazar da bir ?iki yerde bunu dile getiriyor. Öyleyse işe önce ?siyasallık? boyutuyla yaklaşalım. Her şeyden önce siyasal kısır çekişmeler ve söylemler etrafında bir yapı kurmanın ?siyasal? roman yazmaya yetmeyeceğini açıklıkla vurgulamak gerekir . Yani romanının ağırlıklı elamanlarının ?Siyasal İslamcılar? olarak adlandırılan kişiler olması ve onların ağzından, sadece ?Allah var mı yok mu ? ya da ?Allah?a inanıyor musun? gibi bir takım kalıpları tekrarlayarak aktarmak romanı ?siyasal? roman yapmaya yetmez . Kanımca buna ?siyasal? roman değil, ?sanal siyasal? bir çalışma demek daha doğru olacaktır . Bu romandan çıksa çıksa , sadece ; ?ben askerlerin böyle düşünen insanlara karşı darbe yapmasına karşıyım,? gibi bir yaklaşım çıkar . Zaten yazar, özellikle batılı okurlarına darbelere ve siyasal islam?a yapılana karşı olduğuna ilişkin bir mesaj vermek istediğinden ,konunun çok inandırıcı olması,çok derinliğine işlenmiş olması da gerekmemektedir . Siyasal İslam?ı tanımlamada da ?isteyerek ya da istemeyerek- ciddi hatalar yapılmış diye düşünüyorum. Öyle ya ;ne zamandan beri siyasal İslam?ı ve İslamcılığı,başlarını inançları için örten ,Allah?a inanmaktan başka, Allah?ı savunmaktan başka hiç bir art niyeti olmayan insanlar olarak tanımlanmaktadır? Eğer konu siyasal İslamcılık ve İslamcılarsa ; dert onları gerçek boyutlarıyla anlatmaksa, bunu doğru yapmak gerekmez mi ? Kanımca kitapta ağırlıklı olarak anlatılanlar siyasal İslamcılar değil , iyi niyetli, tanrısına inanan ve bunu titizlikle savunan insanlardır . Elbette bunları anlatabilirsiniz. Ama bunların siyasal İslamcılar olarak takdim etmeye çalıştığınızda yanıltma başlar . Her şeyden önce tanrıya inanıp inanmamanın böyle bir guruplaşmaya ölçü alınması doğru değildir .Yani Allah?a inanan solcu, demokrat , Kemalist,ilerici olamaz mı ? Bu nasıl mantıktır? Niye Siyasal İslamcıların kan dökücü, şeriat ilkeleri gereğince kısasa kısas isteyen ,insanın özgürlüğünü yok etmeyi hedefleyen,kadınları kafese tıkılması gereken yaratıklar olarak gören kişi çevre ,gurup ve-veya partilerin ?Suudi Arabistan?ında olduğu gibi, bir zamanların Afganistan?ında olduğu gibi ? örgütlediği siyasal çevreler olduğunu göstermiyor ve görmezlikten geliyorsunuz ki ? Evet yazar siyasal İslam?ı ve İslamcıları anlatamamıştır ,anlatmamıştır. Bunu bilerek veya bilmeyerek yapmıştır orası bizim işimiz değil . Fakat daha da kötüsü ,yazarın anlatmak istediği, vermek istediği siyasal ortam,kente sindirmeye çalıştığı siyasal gerilim başarılı olamamıştır .Kanımca İnandırıcı olunamamış ,istenen gerilim yaratılamamıştır . Romanın kahramanı Ka, Erzurum?dan Kars?a otobüsle geliyor. Hemen baştan şunu söyleyelim ki eğer romanın baş kahramanı Kars?a hurdahaş bir otobüsle değil de , Türk Hava Yolları?nın veya Azerbaycan Hava Yolları?nın bir uçağıyla gelseydi ; roman böyle başlasaydı , anlatılacak şeylerin hiç birine inanmayacaktınız . Bunun için ,anlatılacak olayların bütününe uygun bir atmosfer yaratmak için romanın kahramanı Erzurum otobüs terminalinde-Rahmi Koç müzesine koymak için arasanız bulamayacağınız- eski ,hurda;1970 lerin ?Havalı Apollo?su Magirus otobüse bindiriliyor .Çünkü yazarın anlatmayı düşündüğü 2002 versiyonu ?Buzlar Çözülmeden?için mantığa uygun bir coğrafyanın oluşturulması gerekiyor. Burası dünyadan uzak , her şeyden bi-haber bir yer olmalıdır. Bunun için de yazar , daha kitabın başında yüz yıllık Kars kentini kasaba olarak tanımlayarak işe koyulur. Hani Hanak dese , Şırnak dese hele hele Bahçesaray dese, öykü daha inandırıcı olurdu. Ama Kars ;ııh oturmayan bir şeyler var burada. Kars?ı kanlı Pazar?ın arifesinin Maraş?ı olarak ,Sivas olaylarının Sivas?ı olarak , Çorum olaylarının Çorum?u olarak görmek istemek,elbette yazarın seçimidir . Ne var ki inandırıcılık adına bir şeyler söylemeyi zorlaştırıyor . Çünkü çizilen Kars portresinde,Ekim devriminden sonra, Sovyet örgütlenme modelinden esinlenen, Bolşevizmden etkilenen aydınların öncülüğünde Kars Ardahan,Çıldır Şura hükümetlerinin kurulduğu , sonraları kısa bir süre de olsa Ermeni Bolşevikler tarafından Kars ve Sarıkamış Sovyetleri?nin ilan edildiği Kars?tan da ; bir zamanlar bu bölgenin yerleşik halkından olan ve Bolşevizmden yana tercihini yapan Rus?Malakan? halkının hoşgörü kültüründen de ;bir aya yakın örgütlenme çalışmaları için Kars?ta kalan TKP li Mustafa Suphi ve arkadaşlarının ,Cilavuz Köy enstitüsü mezunu sol düşünceli öğretmenlerinin mücadele geleneğinden de hiç bir iz yoktur . Kars unutulmuş bir dağ köyüdür. E ,el insaf.! Ne yazık ki ,Türkiye?deki sıradan tüketici ?okur, bütün bu gerçekleri bilmediğinden bu kenti ,Orhan PAMUK?un anlattığı Kars olarak okuyup kanıksamaktadır . Kars Tutkusu Kars?ın bir kanlı Pazar arifesindeki Maraş gibi , Çorum olaylarındaki Çorum gibi gösterilmesi olsa olsa kentini çok seven kimi Karslıların bireysel tepkisini doğurmuştur. Kitabın yayınlanmasından kısa bir süre sonra bir çok kişi, Kars kökenli bir çok aydın, kızdı ,öfkelendi ; ?Kars bu anlatılan değil ; Kars böyle gösterilemez, Kars?ın köklü bir demokratik geçmişi ve geleneği vardır,? dedi. Doğruydu hepsi de. Yine de romanın yazarında, hiç bir Karslı da olmadığı kadar büyük bir Kars hayranlığı ve tutkusu var diye düşünüyorum. Peki o zaman neden böyle yapmış derseniz ;Orhan PAMUK Kars?ı bilmediği için,bildiği gibi, gördüğü,ya da kendisine anlatılanlardan aklında kaldığı gibi yazmış,diyebilirim. Evet Orhan Pamuk Kars?a hayran. Gerçekten de insanı etkileyen bu büyüleyici kenti ille de bir yapıtında ele alıp anlatmak istediğinden Kars?la hiç uyuşmayan ,oturmayan bir siyasal ortamı getirip Kars?a monte etmiş . Karsa hayran ;çünkü hiç bir yazar,Karslı da olsa yazdığı romanının örneğin ilk yirmi beş sayfasında elli kez; romanın tümünde ise sayılamayacak kadar döne döne ,?Kars Şehri? demez, kullanmaz. Yine de Puşkin?in ,Gorki?nin anılarında ,öykülerinde sözünü ettikleri bu kent, Türkiye edebiyatında böyle bir atmosfer içerisinde verilmemeliydi. Kanımca yazar, sevincini porselen dükkanında zıplayarak, rafları devirerek dışa vuran bir çocuk gibi ifade etmiştir . Özensizlikler Ve Yanlışlar 1-Kitabın başlarında Kars?ı kasaba olarak tanımlayan yazar , sonraları birden Kars?ı şehir olarak vermeye başlıyor . 2-Kale altı mahallesi bir yerden sonra Kale içi mahallesi oluyor ! 3-Kars?ta ki deniz seviyesinden 2000 metre yüksekliktedir ; Deniz seviyesinden en fazla 1200-1300 metre yüksekliklerde görülebilen kestane ağacı yoktur !Oysa sayın yazar kestane dikmiştir Karsın sokaklarına. 4-Büyük ihtimalle söğüt ağaçlarını iğde, zanneden yazar , Karsa iğde ağaçları dikmiştir. Kars sokaklarında iğde ağaçları yoktur. 5-Yazarın ?Buzlar Çözülmeden? oyununun bir versiyonu sayılabilecek romanında olayların istediği biçimde gelişmesi için günlerce yağdırılan karla Kars?ın bütün yolları kapanıyor,dünyayla ilişkisi kesiliyor ama Allah?ın işine bakın ki Kars?ın sokaklarında insanlar, çıkma ,kabak lastikli at arabaları hiç bir zorlukla karşılamadan fink atıyor . Kars?a ?ya da her hangi bir yere-öyle dediğiniz gibi kar yağacak da sen öyle dolaşacaksın ?? 6.Kars?ta böyle sıkı bir kar yağdığında atlı kızaklar çalışır denseydi veya ?çalıştırılsaydı? ,daha mantıklı olacaktı. Dahası yazar, at arabaları ile hem tüp dağıtıyor ,hem de adam taşıyor . Romanın bir yerinde tüp dağıtan lastik tekerlekli at arabasının brandası altına saklanan Ka ve kadife?den bahsederken, başka bir yerinde de toplantıya giderken grantuvalet süslenen ille de ?benim güve yenikli eldivenlerim,? diye tutturan Turgut beyi ve kızını da at arabasına bindiriveriyor ! Merakımdan ölüyorum:Bu at arabası dediği nasıl bir şey? Gaşga mı , Yaylı mı, Furgon mu,Fayton mu,Briçka mıdır? Yoksa bildiğimiz çıkma araç lastiklerinden yapılma yük arabası mıdır ? Yazar kitabında Kars ta 1918 yılında kurulan ve Sovyet modelinden etkilenen Güney-batı Kafkas Cumhuriyetinden de söz etmeden geçmez. Söz eder ama bu konuda da söyledikleri birbiriyle çelişkili ,okurun kafasını karıştırır türden şeylerdir . Kars?ta kurulan bu devletten bahsederken; ?seksen yıl önce Osmanlı ve Rus orduları şehirden çekildikten sonra ,Ermenilerin ve Türklerin birbirlerini katlettikleri günlerde şehirde Türklerin ilan ettiği devletin ...? diyerek bilmediği bir konuda tarihsel hatalar yapmaktadır. Hani bildik bir fıkra vardır;adamın biri hocanın yanına gitmiş bilgiç bilgiç; ?Hocam, demiş, ?hani bir evliya vardı,değnekle ırmağı kurutmuş,İbrahim oğullarını kurtarmıştı değil mi ?Yanlışım varsa düzelt.?Hoca gülmüş; ?yahu, demiş ?ben senin hangi yanlışını düzelteyim? Evliya değil enbiya?ydı. Değnek değil asa?ydı, ırmak değil denizdi. Kurutmamış yarmıştı, İbrahimoğulları değil İsrailoğullarıydı.? Tıpkı o fıkradaki gibi yanlışlar gırla gidiyor: Birincisi Rusların Ekim devriminden sonra boşalttığı bölgelere giren Osmanlı ordularının altı ay kadar bu bölgelerde kaldıktan sonra geriye çekilirken oluşturulmaya başlanmış bir devlet girişimi söz konusudur . ?Osmanlı ve Rus orduları...çekildikten sonra ? değil.! İkincisi , ?Güneybatı Kafkas Hükümeti? Türklerin kurduğu, ulusal özellikleri yanları ağır basan bir devlet hiç değildir. Rum?undan ,Malakan?ına Terekeme?sine ,Azeri?sine, yerlisine,Kürt?üne ,Türkmenine, Türk?üne, Ermeni? sine kadar herkesin ?sosyal ?demokrat idealler ? uğruna oluşumuna katkıda bulunduğu bir devletti . Kaldı ki bu devletin Batılı devletler ile özellikle İstanbul kenti ile her türlü diplomatik ? parasal ilişkileri Ermeni tacirler tarafından sağlanıyordu.Ayrıca da bu yörede ve bu tarihlerde, iddia edildiği gibi Ermenilerle Türkler birbirlerini kırmamaktadır. Daha vahimi yazarın,bu devletin-Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti-kuruluş tarihi konusunda da farklı şeyler söylemesidir .Yazar yukarıda aktardığımız metinde Güney Batı Kafkas Cumhuriyeti?nin kuruluşunun ?seksen yıl?önce olduğunu iddia ederken , romanın 164. sayfasında şöyle demektedir : ?yetmiş yıl önce birinci dünya savaşından sonra çarın ve padişahın askerleri bölgeden çekildiği zaman Kars?ta Türklerin kurduğu bağımsız devletin ....? Hadi bilin bakalım hangisi doğru !?? İlk iddiaya göre bu devlet- yazarın 1998 yılında bu lafı ettirdiğini varsayarak ? 1918 yılında kurulmuştur . İkinci iddiaya göre de , 1928 yılında kurulmuştur(!) Bir başka tarihsel yanlışlık da ,büyük Rus edebiyatçısı Puşkin?in Kars?a gelişine ilişkin söylenenlerde: Bilindiği gibi Puşkin ,1835 yılında Kafkas Rus ordu birliklerine sürgüne gönderilen eski Dekabrist guruptaki subay arkadaşlarının peşinden yola çıkar ve Kars?a gelir. Puşkin?in ?Erzurum seyahati? adlı anılarında şunlar yer alır : ?Kars?a vardık. Kente yaklaşırken bir Rus trompetini duydum. Kalk borusu çalıyordu. Nöbetçi kimlik belgemi alıp komutana götürdü. Yağmur altında yarım saat bekledim. Neden sonra geçmeme izin verildi. Kılavuzuma ,beni hemen bir hamama götürmesini emrettim. Dik,eğri büğrü sokaklardan geçtik. Kötü Türk kaldırımlarında atların ayağı sürçüyordu. Harap bir evin önünde durduk. Hamam burasıymış. Türk attan inip kapıyı çalmaya başladı. Ses veren olmadı. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu üstüme. Neden sonra bitişik evden çıkan bir Ermeni delikanlısı,Türk?le biraz konuştu;sonra son derece temiz bir Rusça?yla içeri buyur etti beni .Dar bir merdivenden ikinci kata çıktık. Alçak sedirlerle eskimiş kilimlerle döşeli bir odaya girdik....ordunun bir gün önce Kars?tan ayrıldığını ,ordugahın 25 verst öteye konduğunu öğrendim.....ben sönmek üzere olan ateşin karşısında yatıyordum. Ertesi gün kont Paskeviç'in ordugahında olacağımı tatlı tatlı düşleyerek uyuyakaldım. Sabahleyin kenti dolaşmaya çıktım....yarım saat sonra Kars?tan çıkıyordum.?(Erzurum Yolculuğu. Çev.Ataol Behramoğlu ) Romanda ise şöyle denilmektedir . ?1970 teki askeri darbeden sonra duvarlarla çevrilmiş sıkıntılı çocukların cılız kavak ağaçları arasında bisiklete bindiği askeri lojmanlara ,yeni kumandanlık binaları ve eğitim sahalarıyla kaplı bir merkeze dönüştürülmüş , böylece Puşkin?in Kars yolculuğunda kaldığı ev ile ondan kırk yıl sonra çarın kazak süvarileri için yaptırdığı ahırlar da ...yıkımdan kurtulmuştu.? Bu yanlış bir bilgidir.Yazarın sözünü ettiği yapılar kompleksinin yapım tarihi daha sonradır.Kars?ın Osmanlılar tarafından Ruslara savaş tazminatı olarak verildiği 1878 ve sonrasında inşa edilmişlerdir. Bu nedenlerle 1835 yılında Kars?a gelen Puşkin?in sözü edilen yapılarda kalması mümkün değildir. Çünkü o tarihlerde ?Takht düzü? denilen bu plato ıssız bir bozkırdır . Puşkin ise Osmanlı Kars?ında ,Kale eteğinde ve Kars çayının vadisinde yerleşik kadim Kars kentinde bir evde kalmıştır. Bu ev de anlatımlardan çıkarabildiğimiz kadarıyla, taş köprünün kale tarafındaki hamamın hemen bitişiğinde şimdilerde izi-tozu kalmayan bir harabe olmalı . Bir başka tarihsel hata da Eğitim Enstitüleri ile ilgili. Romandaki anlatımdan olayların 1997-1998 li yıllarda geçtiği açıklıkla belli. İyi, has da ; 1982 yılında kapatılan, eğitim tarihinden silinen Eğitim Enstitüleri bu tarihte nasıl açık oluyor ; onun müdürünü 1998 de nasıl vuruyorlar ? Anlayan beri gelsin! Bir başka önemli hata da , Kars?taki Azeri?leri Alevi olarak göstermesi. Şu kadarını söyleyelim ki ,Alevilik ile Caferilik ayrı ayrı sektlerdir ve bunlar Şialığın yüz küsur alt kollarından çok farklı iki ayrı gurubudur . Caferi Azeri?leri, Alevi sanmak vahim bir yanlıştır .Aralarındaki farkları saymayı bırakın ;ortak noktasını sorun , daha kolay ! Posoflu Lazlardan söz etmesi ise başka bir alem. 1960 sonrasındaki yıllarda ilk okulda okuyanlar ,kendilerine o garip tadlı ekmek dilimlerinin yedirildiğini ,süttozundan yapılmış kaynar yapay sütlerin zorla içildiğini iyi hatırlarlar. Ne var ki hiç ama hiç kimse ?Orhan Pamuk dışında-içirilenin süttozundan yapılma ayran olduğunu (!) bilmemektedir . Evet aynen böyle ;yazar romanında süt tozundan yapılma ayrandan söz ediyor. Bir başka hata da, Kars?ın Ermeni kenti sanılması ve gösterilmesidir .Kitabın bir çok yerinde ısrarla eski Ermeni konaklarından,Ermeni vakıf hastanesi ve evlerinden söz edilmekteyse de bunların hiç birisi doğru değildir ve yoktur. Kars hiç bir zaman kadim bir Ermeni kenti olmamıştır . Tutarsız anlatımlar Romanda ?Devrim hali? sürerken birden bire şehirlerarası yolları kar makineleri açmaya başlıyor .Demek ki Kars?taki bu Kemalizan devrim?e Karayolları il müdürlüğü karşı! Devrime rağmen,birileri yönetimi ele geçirmelerine karşın gidip yolları açıyor, ilginç!. Romanda öldürülen Eğitim Enstitüsü Müdürü?nün ölümünün anlatıldığı bölüme gelince: Bir yerde Eğitim Enstitüsü Müdürü?nün üzerine Gurundig marka bir teyp bağlanmış olduğundan söz edilip , daha sonra o bandın can sıkıcı,inandırıcı olmayan çözümü aktarılırken; bir başka yerde de dolaylı anlatımla, Eğitim Enstitüsü müdürünün üzerine iki mikrofonla sırtına bir verici telsiz yerleştirildiğinden söz ediliyor. Hangisi doğru ? Muhtemelen birincisi. Çünkü bantta olanların okura bir şekilde aktarılması gerekirdi. Bu bant çözümü de hayli eğlenceli . Bir kişi;öldürmeyi kafasına koyacak denli gözü kara bir kişi,Tokat?tan kalkıp Kars?a geliyor ; sonra oturuyor, başlıyor bizim müdürle muhabbete ,ki ne muhabbet!. İlk fasılda elini bile öpüyor! ?bu denli inanmış bir fanatiğin bir Allahsızın ,dinsizin elini öpmesi olacak iş değil !- Derken yaklaşık yarım saat -kırk beş dakikalık bir muhabbet sonunda ; ver ediyor kurşunu!. Hiç de inandırıcı değil . ?Kar?da şiir ?Kar?da roman kahramanının o kadar ?şiirim geldi? deyip kağıda kaleme sarılmasına karşın,hemen hiç bir şiirine yer verilmeyişi de ilginç ! Romanda iki kez gözden geçirmeme karşın rastladığım tek şiirse(!) şu: ?Anamız çıkıp gelse cennetten bizi kollarıyla sarsa İmansız babamız onu bir akşamcık dayaksız bıraksa Gene de para etmez,bokun donar,ruhun kurur,umut yok ! Çek sifonu gitsin kişi düştüyse şehri Kars?a.? Belki inanılmaz gelecektir ama, bu sözde şiirin özellikle son iki dizesi ?bizzat gördüğüm- Kars Merkez camiin genel tuvaletinin kapılarından birinin arkasındaki ;muhtemelen bir askerin-yoksa yazarın kendisinin mi - yazdığı yazının aktarılmasından ibaret aslında. Romanın edebiyat açısından değerlendirilmesine gelince: Bütün bunlardan sonra değerlendirme yapmanın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Emek vermiş yazmış. Bence aceleye getirilmiş,yazık edilmiş bir çalışma.