ERMENİ DRAMI VE EDEBİYATIMIZ
Erkan KARAGÖZ
Son zamanlarda kimi edebiyatçılarımız bazen isteyerek,bazen de istemeyerek kendilerini Ermeni soy kırımı var mı, yok mu? ya da ?soy kırımı yok mu sayılıyor? tartışmasının içerisinde buldular. Aslında bir aydının ülkesinin tarihsel geçmişine ilişkin konularda ya da güncel sorunlarında görüş bildirmesi olması gereken bir şeydir . Doğrusu da budur . Bu anlamda böylesi bir tartışmada görüş bildirmeleri, ürünler vermeleri zaten olması gerekendir. Ne var ki bu sorun konusunda bu gün konuşanların birçoğunun Avrupa ülkelerinin ve batı basınının bu konu üzerine yoğunlaşmasına kadar hemen hiç bir şey söylemediğinin de altını çizmek gerekiyor.
Aslında tarihçilerin bu konuda söyleyeceklerini söylemeleri, çok yönlü olarak olayı araştırıp ortaya dökmeleri, tarihsel veriler ışığında değerlendirmelerde bulunmaları, gerekirdi.
Türkiye toplumunda böyle bir gelenek hemen hiç yok. Bu ve bu gibi durumlarda da batı?nın ne söylerse doğruyu söylediği ön koşullanmasının da etkisiyle; genellikle batı kamuoyunun veya etkili çevrelerinin duymak istediği şeyleri söylemek durumunda kalınmaktadır.
Bu ise kaçınılmaz olarak sonradan arkasında durulması zor sözlerin söylenmesine, hatalar yapılmasına neden olmakta; ya da aksi söylendiğinde iddiasının temel dayanaklarını göstererek ana düşüncenin savunmasını güçleştirmektedir. Bütün bu olanlar genel olarak tarihsel geçmiş hakkında, özel olarak da Ermeni dramı hakkında bu güne değin hiç kafa yorulmadığındandır.Sonuçta bir çok aydınımız resmi tarihin karşı tezi olduğunu sandığından bir başka resmi tarihi, batı?nın resmi tarih bakış açısını benimsemeye, batı?nın anlattığı biçimde bellemeye başlıyor bir takım şeyleri. Batının görmek istediği gibi görüyor. Yapıtlarını da bu anlayışı, bu bakış açısını yedirerek üretiyor.
Bunlardan tipik olanı , Orhan Pamuk örneğidir. Orhan Pamuk 1 milyon Ermeni?nin soykırıma tabi tutularak öldürüldüğünden söz ediyor ama sayın yazarın bu konudaki çıkışının doğrudan edebiyatla ilişkili olduğunu söylemek oldukça zor .
Derinlemesine araştırılmayan bir konuda, özellikle belli bir tarihsel döneme ilişkin olarak eksik ve yanlı bilgilenmenin edebiyat alanına taşınmasının da, siyasal alanda dile getirmenin de sıkıntısını ilk yaşayanlardan biri Orhan Pamuk. Bilindiği gibi yazar Ermenilerin jenoside tabi tutulduğunu iddia ettiği söyleşide romanı ?Kar?a ilişkin kimi soruları da yanıtlamıştı. Burada Kar romanını yeniden değerlendirmeye kalkmayacağım. Ancak romanın oturtulmuş olduğu siyasal- toplumsal çerçevenin ciddi tarihsel, siyasal, toplumsal yanlışlar içermesi; Kars?ın kadim bir ermeni kenti olarak algılanması, daha da önemlisi 1918 sonlarında Kars?ta kurulmuş bulunan Cenub-i garbi Kafkas Cumhuriyetine ilişkin hem de kitabın bir kaç yerinde, kuruluş tarihinden hangi amaçla kurulduğuna kadar bir önce söylediğiyle çelişen farklı şeyler söylenmesinin temelinde tam da yukarıda sözünü ettiğim yetersiz, özensiz, bulanık tarihsel arka plan bulunduğuna dikkatleri çekmek istiyorum. Romanın arka planındaki bu belirsizlik aslında yazarın tarih konusundaki bu günkü yaklaşımının önemli bir göstergesidir.
Edebiyat alanında tarihsellik anlamında Ermeni sorunu?yla başı belada olan ikinci yazarımız ise Nihat Behram . Nihat Behram'ın bu tartışmanın içinde kendini bulması daha bir farklı. O Ermeni sorunu konusunda bir çıkış yapmak, politik bir gösteri yapmak istediği için bu tartışmanın içerisindeki yerini almadı. Tersine , ?Miras? adlı romanında Anadolu?daki kırımların bir başka boyutunu, günümüzde pek rağbet gören Ermenilerin kırımını değil, gerçek bir yaşam öyküsü olan babasının yaşadıklarını kaleme aldığı için bu tartışma içinde buldu kendisini. Dahası Nihat Behram adı geçen kitabını yazdıktan sonra hiç bir biçimde görsel ya da basılı medyanın karşısına geçip babasının ailesinin maruz kaldığı olayın, dramın sorumlularını suçlamadı. Tam tersini ise Behram'ın kitabını okuyan kimi aydınlar yaptı.
Miras?ı eleştiren Gün Zileli?nin Nihat Behram?a ilişkin anlatımındaki ifade çok ilginçtir.
?Yazar Kars kökenli olduğundan ,yakın tarihe ilişkin anlatımlarda XX. yüzyılın başlarındaki Ermeni- Türk çatışmaları önemli bir yer tutmuş.Bence oldukça yanlı bir tarih anlatımı söz konusu.Türklerden yana bir anlatım demek istiyorum.Gerçi yazar ,1915 Ermeni tehcirini kınayan satırlara da yer vermiş ama Ermenilerin Türk köylerine yaptığı baskınlar ve katliamlar sayfaları kapladığından ,sonuçta, Ermeni aleyhtarı ve Türk yanlısı bir tarih anlatımı çıkmış ortaya.?(Virgül kasım 2004) Demektedir .
Sevgili Nihat Behram; bunca yılın sosyalisti kitabını savunsa Türkçü olacak, savunmasa gerçekleri yok sayan, kafasını kuma gömen bir sözde aydın olacaktır.
Nihat Behram'ın bakış açısının Türk yanlısı olduğu ,ne derece gerçektir ?
Bilinmeyen ve karıştırılan şudur : Nihat Behram?ın kitabında yer alan olaylar ve bu olayların yaşandığı dönemler 1919-1920 lerdir . Bu yıllarda Kars- Ardahan- Batum - Sürmeli çukuru yani Nihat Behram'ın babasının ve ailesinin yaşadığı topraklar, 1878 de Ruslara tazminat olarak bırakılmış yerlerdendir. Bu toprakların yönetimi Şubat 1917 devrimine değin Ruslarda kalmış ,Şubat 1917 den itibaren Rus askerlerinin fiili çekilmesiyle doğan otorite boşluğunu yerli güçler doldurmaya çalışmış, bunun sonucu olarak anılan coğrafya 1918 sonlarından 1919 nisanı?na değin Cenub-i garbi Kafkas Cumhuriyeti?nin egemenliğine geçmiştir. 1919 nisanında ise İngilizler tarafından Kars?taki cumhuriyet yönetimi yıkılarak yerine Taşnaksutyun iktidarı kurdurulmuştur.İşte Nihat Behram?ın kitabında anlattığı katliamların olduğu dönem, bu dönemdir . Bu dönemde yaşananlar da müsaadenizle bir ailenin tarihi değil, toplumsal tarihin ta kendisidir .
Bu dönemlerin de, bu toprakların da ne 1915 dramıyla, ne de Osmanlı yönetimiyle, devletiyle hiç bir bağı bulunmamaktadır . Elbetteki bu gerçeği bilmeyen biri bu topraklarda yaşanan bir trajediyi 1915 trajedisiyle karşılaştıracaktır . Bu doğaldır çünkü o her iki dönemi ve yöreyi aynı yönetim altında ?Osmanlı yönetimi altında sanmaktadır. Böyle olunca da ?Senin kırımın 1915 in yanında hiç kalır ; 1915 de yapılanı örtmek için ailenin kırımını öne çıkartmışsın,? diye akıl yürütülür .
Yakın tarihi bilmeden , bu gün bir kent olan Kars ve çevresinde 1918 sonlarında ortaya çıkan ve iktidar olan;parlamentosu, cumhurbaşkanı; bu gün bile bir çok ülkenin anayasasından daha çağdaş ve demokratik bir anayasası bulunan ve kendisini Dünya devletlerine yayınladığı deklarasyonlarla sosyal ?demokrat-yani sosyalist- ilan eden ve bunun bedelini ağır bir biçimde ödeyen Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti?nden haberi olmayan birinin ?XX. yüzyılın başlarındaki?? diyerek olayları ve tarihi yuvarlayarak sonuçlar üretmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Sayın yazarın bilmesi gerekiyor ki 1915 tehciri sırasında meydana gelen insanlık ayıbından Kars- Ardahan- Batum -Sürmeli Çukuru?nda yaşayanları sorumlu tutmak mümkün değildir. O dönemde Osmanlı imparatorluğunun bir parçası olmayan ve kırımlarda en küçük bir dahli bile bulunmayan Cenubi Garbi Kafkas topraklarında yaşayan insanları bundan sorumlu tutmak ; ya da sırf kendi halkının başına gelenlerden söz etti diye yanlı olmakla suçlamak bilgisizliktir .