Ana Sayfa
 



YEREL YÖNETİMLER ÜZERİNE

 

 

 Bir kez daha yerel yönetimler üstüne yazmak farz oldu. Malum yerel yönetim seçimleri büyük bir hızla yaklaşıyor.

Kimilerinin avucunun içi kaşınmaya başladı bile.

Geceleri düşlerinde, gündüzleri de gezerken hayallerinde yerel yönetime geldiklerinin düşlerini kuruyorlar.

 

Elbette ki yerel yönetime aday olanların birçoğunun tek numarası “parti”. Partinin sırtına ustalıkla sıçrayıp bir yerlere ulaşmanın hayalini kuruyorlar. Aslında bu hep böyle olmuştur. Genellikle partiler sırtlarındaki süvariyi bir yerlere taşımışlardır. Taşımışlardır da ne olmuştur?  Elbette “sağ” partilerde sonuç daha başka olmuştur, “sol” partilerde başka. Genellikle “sol” partilerde partinin sırtından bir yere gelenler, ilk iş olarak kendi mali saadetlerini düşünmeye başlarlar.

Çünkü politika biraz da bu olmuştur. Politika, bir yeri yönetmek için adam kullanma sanatından çok, bir yere gelmek, bir takım paralar kazanmak için adam kullanma sanatına dönüştürülmüştür.

 

  Yerel yönetimlerde

a)Kimi anlayışlar mevcut rant pastasından “havuz” modeliyle topladıkları paraları “sosyal –cemaatsal” fayda temelinde dağıtarak örgütlülüklerini daha sıkı temeller üzerine oturturken; kimi anlayışlar ise doğrudan kendi kişisel, partisel ya da belediye çevresindeki yapısal çevrenin ihyasını gözetmişlerdir.

  b)Bir başka anlayış ise kendi çevresini ihya eder, gözetirken;

c)Üçüncü bir anlayış kimi büyük projelerde projenin sahibi olan iş adamlarına; hele de  kaçak inşaatı söz konusuysa “sosyal hedefler” doğrultusunda paralar harcatarak; alanları, park ve yol düzenlemelerini,  kültür merkezleri, okul binaları  gibi yerleri yaptırmaktadır.

  Bu son anlayışın biraz Robin Hood vari bir anlayış olduğunu söylemek mümkündür. Ve şu yukarıda saydığım üç anlayış içerisinde sözüm ona en “sosyal” olanı da budur.

   Ne yazık ki bir sosyal demokratik yerel yönetim anlayışı bir yönetim modeli oluşturulamamıştır ülkemizde.

 

   Sonuç olarak yöneticiler tesadüfen geniş ufuklu, gözü tok, kültürel ve maddi alt yapıları sağlam insanlardan oluşuyorsa iyi şeyler ortaya çıkıyor, o kadar.

Yukarıda saydığım bu anlayışlardan ilki örgütlü, ümmetçi örgütlenme modelini kendisine temel alanların anlayışıdır.

Hem “havuz”daki paralardan diledikleri alanlarda göz boyamak, sözde sosyal alanlarda kullanmak üzere yararlanmaktalar; hem de örtülü gizli bir takım organizasyonlara para ve kaynak yaratmaktadırlar.

 Doğaldır ki saydıklarımın içerisinde “sol” anlayışla geliştirilmiş bir sosyal demokratik model yoktur.

Yöneticilerin, elhamdülillah sosyal demokratız,  sosyalistiz, demesiyle “sosyal” bir belediyecilik anlayışı doğmuyor ne yazık ki.

Bizim ülkemizin sol bireylerinin değer yargılarının birçoğu feodal değer yargılarının “sol” versiyonudur. Dürüstlük, delikanlılık, hak yemezlik gibi değer yargıları aslında bir önceki kuşaktan gelen bir mirasın ürünü değil, sadece yapılan siyasal tercihlerin bir sonucunda takınılan bir tavır olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Böyle olunca da önemli akçalı- paralı işlerin döndüğü noktalara gelen bireyler kısa bir sürede pusulayı şaşırmakta; Allah ne vermişse heybesine tıkmaya başlamaktadır. Çalma, sebeplenme sıradan ve normal bir şey olarak görülmeye başlanmaktadır.

Yalnız sol’da sağ’da olduğu gibi bir “havuz” oluşturmanın imkânı bulunmamaktadır; çünkü sağdaki örgütsel disiplini sağlayan dinsel- gelenekçi örgüt bağları sol’da güçlü değildir.

 Bizim “Sol” önüne toplumu değil, ilginç bir biçimde bireyi koymuştur.

Bir başka nokta da şudur: Sol görünümlü bireylerin yönetime geldikleri belediyeler o kentte ve çevrede iş yapmakta olan diğer sol eğilimli demokrat kişi ve kuruluşların güçlenmelerine de olumsuz etki yapmaktadır. Çünkü yerel yönetimde görev alan yönetici, bulunduğu noktada hizmet üretme, ihaleye verme adam kayırma işlemini “sol unsurlara verdiğinde onlardan kibar bir söyleyişle “sebeplenemeyeceği” ve hemen birileri tarafından, rüşvetçi, rantiye diye damgalanacağını bilir. Oysa onlar bir taraftan malı götürürken, bir taraftan da solculuğuna halel gelmesini, laf söylenmesini istemediğinden genellikle sağ kökenli kişi ve kuruluşlarla çalışmayı yeğlerler.

 

PEKİ NE YAPMALI

Bu gün Türkiye de sol ya da sosyal demokratik anlayışların yerel yönetim anlayışları ya da diğer bir deyişle yerel yönetim modelleri üzerine yaptıkları çalışmaları oldukça sınırlı ve beylik-bildik yaklaşımlardan öteye gitmemektedir.

Popülist yerel yönetim anlayışının kömür -makarna kampanyaları bile bu konuda bir fikir vermemektedir.

Murat Karayalçın’ın adaylığının başlarında açıkladığı yaklaşım oldukça ilginçtir. Karayalçın, kömür dağıtmanın yerine yoksul halk kesimlerine yaşam standartlarını 600 YTL ye çıkaracak parasal destek sunacağını belirtmiştir.

  Adı konmasa da fiilen birçok sağ ya da sol tandanslı belediyede benzeri şeyleri bu güne değin yapıyordu.

Günümüzde gazino kapitalizminin;  daha anlaşılır bir ifadeyle paradan para kazananların kapitalist egemenliğinde yoksul halk kitlelerini sistemin acımasızlığına karşı koruyabilecek doğru dürüst bir mekanizma bulunmamaktadır.

Halk kitlelerinin yoksulluğunun artmasının kapitalistler üzerinde özellikle Rantiye- tefeci egemenliğindeki kapitalistler üzerinde doğrudan bir korkutucu veya yıkıcı sonucu yoktur. Bir tehdit unsuru içermemektedir.

Bu nedenle sosyal devletin sosyal şemsiyesi rantiye sınıfı lehine olarak giderek küçültülmeye başlanmıştır.

Eğitim- sağlık gibi temel giderler artık devletin bir yükü olarak görülmeye,  devletin sırtından atılmaya başlanmıştır.

Bu nedenle sosyal devlet ilkesi giderek kâğıt üzerinde kalmaktadır. sosyal konulara duyarlı kitle örgütleri siyasal partilerin bu konuda kamuoyu oluşturma çalışmaları adeta yalnız kalmakta; bu çalışmaları bir baskı gücüne dönüştürecek olan halk yığınlarının hoşnutsuzluğunun doğrudan rantiye- tefeci sınıfı tehdit edebilecek korkutabilecek bir güce sahip olmaması nedeniyle bir sonuç almak mümkün olmamaktadır.

Bu nedenle ekonomik taleplerin, sosyal ekonomik katkıların yerel yönetimlere kaydırılması daha kolay ve doğru görülmektedir.  Yerel yönetimlerin daha küçük çaplı seçimlerle ve halkın tercihinin daha doğru ve direkt yansıdığı seçimlerle oluştuğunu göz önüne aldığımızda kitlelerin yönetici tavan üzerinde zorlayıcı etkilerinin biraz daha fazla mümkün olduğunu görmekteyiz.

Yine aynı şekilde yerel yönetimlerde sosyal yardımlaşmanın daha doğrudan yapılabilmesi mümkün olmaktadır.

Bu nedenlerle yerel yönetimlerin, özellikle merkezi yönetimden aldıkları ödeneklerle halkın yaşam standardını güçlendirici çalışmalar yapması; yiyecek,  yakacak yardımı, parasal katkıda bulunması; belediyeler tarafından kurulacak ve oluşturulacak olan sağlık kuruluşları,  poliklinikler ve belediyeler tarafından özellikle zanaat eğitimi veren öğrenim kuruluşlarının açılmasının yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Aynı şekilde belediye çevresindeki okullarda eğitim gören yoksul kesim çocuklarının eğitim harcamalarına katkıda bulunmak, burs vermek, toplu taşıma araçlarından öğrencilerin ücretsiz yararlandırılması gibi etkinlik alanları da geliştirilmelidir.

Elbette ki bunu yapabilmek için kimi alanlarda yasal değişiklikler de gerekmektedir. Ancak yine de birçok alanda yasal değişiklik yapılmaksızın da faaliyette bulunulması mümkündür.

 Sol yerel yönetim anlayışı diye bir şey olmadığı için proje üretmeyen bizimkilere karşın sağ bunları bir ihsanmış gibi, bir bağış, bir ianeymiş gibi gösterip dağıtırken; Kuran’a el bastırıp oy sözü alırken, öğrencilere partiye kaydolmaları karşılığında bir yıllık ücretsiz paso dağıtırken bizimkiler sadece seyretmektedirler.

Türkiye’deki sosyal demokrat çevreler ya da bu konular üstüne kafa yoranlar, sosyal devletin görevlerinin yerel sosyal örgütleri de kapsayacak biçimde yaygınlaştırılması; bu cümleden yerel yönetimlere kaynak aktarılması ve  onlar eliyle nasıl sosyal fayda sağlanacağını  bir an önce programlaştırmalıdır.

Yerel yönetimlere kaçak yapıları kamulaştırma yetkisinin verilmesi, kamulaştırılan bu yapılar ve katlardan sosyal açıkları kapatmak için; sığınma evleri, sokak çocukları rehabilitasyon evleri, sağlık kuruluşları açma gibi bir çok alanda yararlanılması; büyük kent merkezlerindeki çok katlı iş merkezlerinin otoparklarının belediyelere devri ve işletilmesi;  buralardan elde edilecek gelirlerin sosyal dağıtım fonlarında kullanılması gibi,   olanakların sağlanabilmesi için yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.