|
 |
Deprem ve Ordu
DEPREM, ORDU VE BİZ
(Bu yazı 17 ağustos depreminden sonra yazılmıştır. Ne yazık ki Bingöl depreminde de geçerlidir )
Deprem oldu, ortalık birbirine girdi. İnsanların dirileri enkaz altında kaldı günlerce. Kimisi kurtuldu; kimisi ölüp gitti. Sağ kalanlar, ölülerinin bazen tamamını bazen kaybolan hafriyatta kopuk giden bacaklarını kollarını arar oldular.
Bir depremi de böyle savdık. Sırada öbürü var .kimse yok diyemiyor .?Var da....?
? Bu işin ? da...? sı ne? Ya deprem olacak ya olmayacak .?
Olacak .?
Ne zaman
?Allah bilir.?
Bin bir tafrayla açtıkları okulları depremi yaşamayan çocuklara da tattırarak paldır küldür kapatan, bir kaç gün önce okulların bu koşullarda açılması sakıncalıdır diyen 9 okul müdürünü ve bir kaymakamı görevden alan çokbilmiş bürokratlar görevlerini eda etmekten mutlular.
Ne zamana kadar kapalı kalacak okullar? Diye soracaksınız.
Belli değil. Yani süresi yok.
Soruyu soran gazeteciye Başbakanın yanıtı şu; Risk göze alamayacağımız kadar büyük...?
Büyüktür Allah vekil.
Çünkü bütün okullarımız müteahhit işi- ?Laz yapısı?
Ama bunu yüksek sesle kimse söylemiyor. Okul binaları risklidir demiyor. Aslında doğru da yapıyorlar. Değil okula gitmenin, evlerimizde bile oturmanın riski o denli büyük ki...
EKONOMİK DEPREM
17 ağustos depremi sadece insanları-canları vurmadı. Ekonominin de belini kırdı. Çünkü bizdeki kafa patatesi söküp yerine fabrika dikmeyi bir şey zanneden bir kafa!
Merak ediyorum; daha dün Ford Türkiye?de yatırım yapsın diye kamu malı körfez kıyısını Koç efendiye peşkeş çekenler; ?başlarım çevre?sine !? kabadayılığıyla efelenenler şimdi köstebek girmiş tarla gibi dağılmış o alanda yaptıkları yatırımların nasıl heba olduğunu görmezlikten gelerek o fidanlıkta yaptıkları yatırımlarla övünüyorlar mı acaba?
Ben artık bir şeyden eminim. Bu ülkenin kapitalistleri de dangalak, onlara akıl verenler de!
Türkiye?nin Karadeniz bölgesinden sonra en yeşil en verimli toprakları üzerinde yani Marmara bölgesinde soğan ekilecek, ağaç dikilecek yer bırakmamacasına fabrikalar kurulmasına - hiç bir güvenlik önlemi alınmamış atölye azmanları kurulmasına ön ayak olanlar, şimdi yaptıklarını doya doya seyretsinler! Neron?un Roma kentini yakıp sonra da karşısına geçip zevkle seyretmesi gibi bir şey bu çünkü.
Siz dünyanın en fingirdek fay hattının üzerine ülkenin sanayisini inşa ederseniz ve bununla da bir ?boktan anlıyormuş edalarıyla övünürseniz, elbette Anadolu nüfusunun üçte ikisi, kırık dökük tapanını, yarım dönüm tarlasını bırakıp gelip buralara yerleşir.
Zaman da, eline keseri alan insan bozuntuları da kendilerini müteahhit ilan edip bu korumasız insancıklara tuzu yıkanmamış, midyesi elenmemiş deniz kumunu ve kirişlerde 16 lık demir kullanması gerekirken 10?luk iki-üç demir kullanarak yaptığı inşaatları kakaladılar.
Kof kof on altıncı devlet olmakla övünen, işe yaramaz bürokrat taifeleri her alanda olduğu gibi inşaatlar konusunda da hiç bir denetim mekanizması getirmez, tam tersine - ?işini bilen benim memurlarım? ordusunu yaratarak denetimsizliği -yağmacılığı had safhaya çıkartırsanız, olacağı elbette buydu ve o oldu.
SİVİL TOPLUM - SİVİL SAVUNMA
Biz bir alem toplumuz.
Bu ülkede hemen her kentte yıllardır sivil savunma müdürlükleri vardır ve bu efendiler yıllardır sadece devlet dairelerinde komünist ve solcu avcılığı yapmaktan, olağanüstü hallerde ne yapacağını bilmemiş ve böyle bir şeyi de dert etmemiştirler. Yıllar önce ortaokul idareciliği yaptığım dönemde yazışmalar yapıp illa da okulumuzdaki sığınağın projesini isteyen sivil savunma işleriyle ilgili idareciye okulda doğru dürüst sınıfın bulunmadığını yazdığımda onun? Olsun sen odunluğun bulunduğu yeri sığınak göster ? diyen açıklamasını anımsıyorum.
Her devlet dairesinde bir sivil savunma temsilcisi bulunur Bu adamların bütün işi de kendilerine zehir hafiye süsü verip, solcu, komünist belki şimdilerde bölücü ve şeriatçı aramak olmuştur.
Depremin ilk gününde gittiğim Gölcükte gerek kent içinde gerek yol boyunda hep Sivil Savunmayı aradım. Haklarını yememek gerek; bir tek dördüncü gün Gölcükten ayrılırken antika bir aracın üzerinde ?Sivil savunma ? yazısını görebildim.
Şimdilerde yok ,?Biz reklâm yapmadık da ondan kimse bizi fark etmedi gibi kendilerinin de inanmadığı demeçler veriyorlar. Bırakın kıvırtmayı. Ben kendimi bildim bileli var Olan Sivil Savunma örgütü o gün orda yoktu!
Beyler siz ne yapacağınızı bilmiyorsanız ben söyleyeyim: Her kentte bir ilk yardım- ilk müdahale- destek ekipleri içerisinde görev alacak memurlar belirlenir. Her hangi bir olağanüstü durumda veya depremde, Örneğin kayseri deki bütün görevli memurlar -yaptığı iş ne olursa olsun - 24 saat içerisinde Gölcük de kaymakamlığın emrinde görev alacak bir biçimde görevlendirilebilir ve askerlikte olduğu gibi belli bir yaşa değin, yapılacak ilk çağrıda göreve gidecek bir yükümlülük sistemi yerleştirilebilirdi.
Bunun için işe yeni eleman almak gerekmiyor. Azıcık yağ eritme yeterli olur sanıyorum.
GELELİM ORDU?YA
Bir takım koca dilli, koca elli Allahlıklar ?Efendim depremde Asker neredeydi ??,?Biz askeri göremedik ? gibi laflar edip, işi ?Deprem onların yüzünden oldu ya gelecek denli terbiyesizliklere vardırdılar.
Beyler -hatunlar! ?sivilleşin? artık.
Ordu dünyanın hiç bir yerinde siyasal otorite kendilerinden yardım talep etmedikçe kendiliklerinden olayların içine girmez. Seni yönetenler; üstelik de askeri yetkililerin sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilan edilmesini talep etmesine karşın bu talebi reddetmişse askerin yapacağı hiç bir şey yoktur. Depremde enkaz kaldırma en son askerin işidir.
Dünyanın her yerinde bu iş devletin sosyal yükümlülüğü çerçevesinde kotarılır. Bunun için de en küçük bebesinden en yaşlısına kadar tüm toplum bireyleri eğitilir.
Toplumu yönetme adına ortaya çıkan devlet mekanizmalarının bu tür işleri örgütlemeye yönelik Sivil savunma teşkilatları vardır. Özel kurtarma birlikleri oluşturulmuştur.
Kimse bunu ordudan beklemez.
Birileri bayağı kötü alışmış ve bizi de alıştırıyorlar gibime geliyor.
İşler kötü gitti mi, siyaset tıkandı mı Ordu?yu görmeye alışmışlar veya görmek isteyenler, şimdi kalkmış ?Depremde ordu neredeydi ?? diye soruyorlar.
El insaf! Adama siz ?siviller ? neredeydiniz diye sormazlar mı?
Biz siviller ne zaman kendi işimizi kendimiz yapacağız merak ediyorum.
Bir yandan da ne denli uygar, geriliği kendiliğinden dışlayan, ona tavır alabilen bir sivil toplumuz, onu çok merak ediyorum.
Daha ezici çoğunluğumuz, hala daha yolunda gitmeyen her şeyi ?bakın işte bunun için özelleştirme şart ?mantığıyla açıklayıp özelleşebilecek ne kadar kamu malı varsa birilerine peşkeş çeken idarecilere ne diyeceğimizi bu anlayışa karşı nasıl davranacağını bilemiyoruz. Devletin sosyal yükümlülükleri olması gerektiğinin bilinciyle bu yolda mücadele vermiyoruz ve yönetenlere, sosyal koruma yükümlülüklerinin yerine getirilmesini dayatacak bilinçte değiliz.
Bırakın bunları bir yana:
Gölcük?te adamın teki kapı bir komşusu şaşkın acılı ve çaresiz bir halde birilerinden yardım beklerken, litresi bir milyon liraya benzin satıyorsa, bir diğeri de bir taraftan ?Allah ? lafını dilinden düşürmeyip, depremin genç kızlar şortlarla gezdiği için olduğu konusunda salyalar saça saça zırvalayıp bir yandan da, kefen bezini, mezar tahtasını fahiş fiyatlarla satabiliyorsa, vekil bozuntusu bir çakal kalkıp ?bu deprem askerleri cezalandırmak için olmuştur?, türünden zırvalıyor ve biz bu toplumun anlı şanlı sivilleri (!)bu sapı siliklere anında cevap veremiyor, vermiyorsak -Böyle hallerde bütün yaptığımız karaborsacı aşağılık herife ?abi...? diye yaltaklanarak , ?Nasıl fazladan iki litre benzin alabiliriz??hesabını yapmak veya o ticani kılıklı yobazın sakalına tükürecek yerde ?Ya kefeni satmaktan vazgeçerse deyip, sessiz kalmak ya da o zırtapoz vekilin suratının ortasına bir tane indirmek yerine, duyduklarımızı gidip bir komutana haber vermektir o kadar.-
Durum buysa bizim sivilliğimiz de, ?uygar?lığımız da tartışma götürür.
Biz haklarını arayabilen, talep edebilen, onların neler olduğunu bilen, ona sıkı sıkıya sahip çıkan uygar bireyler olmayı başaramadığımız sürece başkalarından bir şeyler beklemeye de, başkasını eleştirmeye de hakkımız yoktur.
|